• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • Asayiş
  • Spor
  • Gündem
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Eğitim
  • Magazin Politika
  • Ara
SON DAKİKA:
11:15
Darıca Mevlana Caddesi'nde üstyapı tamam
11:15
Başkan Pekyatırmacı'dan Kurban Bayramı Mesajı
11:15
Canik Belediyesi Kurban Pazarı'na Büyük Rağbet
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
  3. LAİKLİK
19 Eylül 2021 - 11:53

LAİKLİK

19 Eylül 2021 - 11:53
Yorumlar
TAKİP ETTAKİP ET
Dinle
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU

Nerden hafızamda kalmış anımsamıyorum ama; yirmi yıldır Bodrum’u mesken tutmuş İsveçli ihtiyar bir çifte muhabir mikrofonu uzatmıştı:
“Neden Türkiye’de yaşıyorsunuz, burada hoşunuza giden nedir?”
Cevap net: “Bizim ülkemizde beş sene sonrasında neler olabileceğini öngörebilirsiniz ama burada beş dakika sonra ne olacağı belli değil. Sürprizlerle yaşamak hoşumuza gidiyor.” demişlerdi.
Yani hiç durmadan değişen bir gündemi var güzel yurdumun.
Üstelik bu gündem o kadar hızlı değişiyor ki; insan neyi fikredeceğini de bu fikrin yeşerttiği tohumlarla neyi zikredeceğini de şaşırıyor.
Yeni gündemimiz “Lâiklik!”
Hani duymuşsunuzdur;
Vaktiyle doğu illerimizden birinde, zorunlu çağırıldığı bir konferans çıkışı; muhabir, elindeki mikrofonu yaşlı bir amcaya uzatmış:
“Laiklik için siz ne diyeceksiniz efendim?”
Yaşlı amca ne bilsin “laiklik” nedir?
“Çok eyi bir şeydir, çook!” diye yapıştırmış cevabı.
Ama muhabir ısrarlı;
“Peki ne demek laiklik ne anlıyorsunuz?”
“Ne olacak oğlum” demiş yaşlı amca; “camiye giden camiye layıktır, meyhaneye giden meyhaneye”
Tabi bizim laiklik tartışmamız yaşlı amcanın gülümseten cevabı kadar basit açıklanmıyor.
Bir taraf; geçmişte dinini yaşamaya çalışan ‘mütedeyyin’ vatandaşlara yapılan zulümlerden kendine pay çıkararak ‘Siyonizm’ algısına çanak tutan ve ‘oradan beslenen’, ama adını ‘çağdaşlık’ koyduğu bir algıyla gösterdiği “irtica” sopasını sallayarak bağırıyor;
“Bu toplum geri kaldı. İslâm, bizi çağın gerisinde bıraktırdı. Dolayısıyla Türkiye ancak ‘laiklik’ yolu ile çağdaşlaşabilir.”
Öbür taraf ise, yaşanmışlık ve yüreğindeki can kırıklarından, bireysel tarihindeki enkazlardan yola çıkarak özgürlük naraları içinde laiklik kavramına “dinsizlik” yaftasını yapıştırıp işin içine dahi girmeden zihin konforunu bozmuyor.
Çünkü onun da bireysel ve toplumsal tarihinde “laiklik” adı altında kapatılan camiler, kilit vurulan Kur’an kursları, okunamayan kutsal metinler, Türkçe ibadet gibi hasar bırakan travmaları var.
Yani güzelim ülkemde hayatında Atatürk’ün “Nutuk” adlı eserini bir kez dahi okumayan ama bangır bangır “Atatürkçü” olduğunu ve onu çok sevdiğini ilan eden bir kesim, “laiklik” naraları atarak “çağdaşlık” dersleri verip, “laiklikten” asla vazgeçilemeyeceğini haykırıyor.
Öbür tarafta ise, iman ettiği dinin emrettiği değerler bütününü kapsayan Kitabullah’ın kendi dilindeki anlamını bir kez dahi okumadığı için oradaki sevgiyi, merhameti ve adaleti sadece ‘kendinden olanlara, kendisi gibi düşünen ve yaşayan mahallesine’ yontan “dini bütün(!)” bir kesim var!
Evet, okumamış; çünkü okumadığını bizzat bu ülkenin din işlerinden sorumlu kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2015 yılı araştırması ortaya koyuyor. Zira bu araştırmaya göre yüzde 98’i Müslüman olduğunu iddia eden bu toplumda, tam yüzde 92’lik bir kesim hayatında bir kez “Kur’an Tercümesi” okumamış!
Riayetleri bırakıp, rivayetler üzerine bina edilen taklidi bir anlayış, ana baba veya etraftaki muhafazakâr kesimden elde edilen kulaktan dolma bilgilerin yaşama tahkik edildiği “Kültürel Müslümanlık!”
Bu apayrı bir yazı ve tartışma konusu olsa da beynim sormadan edemiyor;
Alemlere rahmet olanın 23 yıl gibi bir sürede ortaya çıkardığı o elmas gibi toplum yüzyıllar boyunca neden bir daha ortaya çık(a)madı!
Bugün Müslümanın kendi din kardeşinden aldığı canı, akıttığı kanı tüm İslam düşmanları bir araya gelseler yapabilirler mi?
Bugün dinsel terminolojinin hüküm sürdüğü onca İslam Coğrafyasında neden düşmanlık hâkim, neden kan ve barut kokusu dinmiyor, neden hemen her gün ağıtlar arşa yükseliyor ve sessiz çığlıkları arşı titreten annelerin gözleri iki resim karesine mahkûm bırakılıyor?
Bu mümbit dinin vazettiği “güzelin yarattığına çirkin muamele edilmez” anlayışından beslenen koşulsuz sevgi, katıksız merhamet ve amasız adaleti, bizler tarihin hangi sayfasında unuttuk?
Evet, uzun yürek ağrısı konular!
Biz asıl konumuza dönelim!
İnsan, tanımadığını nasıl sever bilmiyorum!
Ancak, bugün ne ‘çağdaşlık” algısı içinde Atatürk sevgisini ‘putlaştıran’ ve “laiklik” kavramını Atatürk’ün mirası olarak dayatıp elindeki irtica sopasını bırakmayan kesim Atatürk’ü çok iyi tanıyor; ne de dindar denen ‘muhafazakâr’ kesim, yukarda andığım gibi kendi kitabının emrettiği değerler manzumesinden tümüyle haberdar!
Doğal olarak buradan bir ‘anlaşma’ çıkmıyor ki, çıkmaz da!
Neden çıkmaz?
Çünkü; bir taraf, zihnine zerk edilen ‘çağdaşlık’ algısı ile, ‘bilimle, teknoloji ile, okuma ile yaratamadığı’ ilerlemenin suçlusu olarak ‘dini’ ya da daha açık tabirle ‘İslâm’ı’ görüyor.
İçim acıyarak söylüyorum ama yüzyıllar öncesinden donup kalmış ve güncellenemeyen bir fıkıh, ezici bir çoğunluk ve gelenekçi bir anlayışla ‘İslâm’ olarak benimsendiği ve bu gelenekçi anlayışın yansıması diğer İslâm iddiası içindeki ülkelerde akan kanı, dökülen gözyaşlarını, arşa yükselen ağıtları aynı çağın göğsünden süt emerek yaşadığı için mevcut tablo korkusunu körüklüyor.
Diğer taraf ise yaklaşık bin küsur yıl boyunca 72 millete, dine, ırka mensup toplumu bir arada yaşama tecrübesi üretebilmiş; bununla dünyaya hükmedebilmiş bir toplumun, bunu ‘İslâmi’ anlayışa borçlu olduğunu savunarak ve muhatabına haklı bir edayla yakın geçmişte aldığı yaraları göstererek; “laiklik” kavramını “dine saldırı, inanca saygısızlık” olarak görüyor.
Hatta bir tık yukarı çıkıp “laiklik” kavramını “dinsizlik” olarak algılayan önemli bir kesim de yok değil toplumda.
Peki nedir yeni gündemimiz olan “Laiklik?”
Laiklik veya gerçek telaffuzu ile laisizm denen kavram; herhangi bir devletin yönetiminde dinsel ritüellerin veya dinsizliğin referans alınmamasını ve devletin din veya dinsizlik karşısında “tarafsız ve tepkisiz” olmasını savunan ilkedir.
Aslında bu tanımı anlayabilmek ve yapabilmek için dünya ve insanlık tarihine de ayrıntılı bakmak gerekiyor. Zira, bu kavrama baktığınızda “din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması” olarak kısaca tabir edilen laiklik kavramının Batı menşei olduğu aşikâr.
Ancak bu noktada, yaygın hukuki kanaate göre “din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması” konusuna da açıklık getirmek gerekiyor.
“Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması” demek; “devlet, bir dine inanıp inanmama meselesini özel bir problem sayar, fertlerinin sadece maddi yönüyle ilgilenir, kendisi devlet olarak hiçbir dini taşımaz, hiçbir dini ayine iştirak etmez, fakat fertlerin her türlü dini serbestliklerini kabul eder” anlamındadır.
Yani bu anlayışta devlet, dini esaslara dayanan kanunlar yapamayacağı gibi, bütün dinlere eşit mesafede durur ve hiçbir şekilde dinlerin ibadet hüküm ve kurallarına müdahale edemez. Bununla birlikte din adına devlet düzenini bozacak davranışları önlemekle yükümlüdür.
Bu noktadan baktığınızda ise devlet ve din arasındaki ilişkilere bir temel sağlayan laiklik, toplumsal ilişkiler açısından üç özellik gösterir:
Ya devlet dine bağlıdır (teokrasi);
Ya din devlete bağlıdır (imparatorluk);
Ya da ikisi de özerktir (demokrasi).
Peki “laiklik” nasıl ortaya çıktı?
Bu kavramın ortaya çıktığı yer; ısrarla Fransa olarak gösterilse de tarihsel kaynaklar bu kavramın kökünün Rönesans Dönemi’nde başlayan aydınlanmaya kadar uzandığını gösteriyor. Zira, laikliğin felsefi temelleri; Rönesans, Hümanizm ve Reform hareketleri ile bu akım düşünürlerinin eserlerinden besleniyor.
Ancak, Batı’da laikliğin uzun, uzun olduğu kadar da ‘kanlı bir tarihi’ var. Yaklaşık iki buçuk asır süren bu ‘kanlı’ tarihin kökeninde de tahmin edebileceğiniz gibi ‘inançsal’ çatışmalar var.
Çünkü batı toplumlarının, modernlik dediği “tabiata hükmetme” sürecinde takındığı seküler anlayışta devlet işlerine müdahale eden, hatta çoğu kez bu işlerin bizzat içinde bulunan bir “din hegamonyası” vardı ve Kilise Hıristiyanlığı, insan iradesini yok sayıyor, insanın özgürlüğünü ipotek altına alıyordu.
Kısaca özetlemek gerekirse Rönesans hareketlerinin de varlığına annelik yapan bu baskıcı dinsel anlayış, aynı zamanda laikliğin çıkışına da meydan hazırlamıştır! Yani laiklik bir anlamda dinsel baskının devlet işlerindeki varlığını ortadan kaldırmak için ortaya çıkmıştır.

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • LAİKLİK - 25 Şubat 2024
  • ANKEBUT - 14 Ocak 2024
  • KOKUSUZ ve DİKENSİZ GÜLLER - 27 Eylül 2023
  • TEKNOLOJİK ESARETİMİZ - 13 Ağustos 2023
  • KALBİMİZ BAŞKA SÖYLÜYOR AKLIMIZ BAŞKA - 11 Haziran 2023
  • Dava Kendini Doğurma Davası - 05 Mayıs 2023
  • TUTUNDUĞUMUZ DAL KURUMUŞ DEĞİL - 21 Mart 2023
  • PEKİ YA AHLÂKİ DEPREM? - 14 Şubat 2023
  • DİN(İ)DAR - 09 Ocak 2023
  • KELİMELERİN GÜCÜ AŞKINA - 21 Aralık 2022
  • ÇAĞIN MOTTOSU - 18 Kasım 2022
  • KALEMLER EMANETTİR - 30 Ekim 2022
  • HAYATTAN SONRASININ ADINI KOYMAK - 06 Ekim 2022
  • TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ - 11 Eylül 2022
  • KENDİNİ TUTABİLMEK - 26 Ağustos 2022
  • KALP İŞÇİLİĞİ - 23 Temmuz 2022
  • MADIMAK SİZİN NEYİNİZ OLUR? - 03 Temmuz 2022
  • SEVDİĞİNE BENZEYECEKSİN! - 22 Haziran 2022
  • GELİN BAYRAM OLALIM - 30 Nisan 2022
  • ORUÇ BİZİ TUTSUN - 03 Nisan 2022
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
Köşe Yazarları
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
LAİKLİK
NARSİSTLERLE BAŞ ETME YOLU !
MUSTAFA ÇAVDAR
NARSİSTLERLE BAŞ ETME YOLU !
İSTİFA EDEN İŞÇİNİN HAKLARI NELERDİR ?
AV. İSMET İRİŞ
İSTİFA EDEN İŞÇİNİN HAKLARI NELERDİR ?
IMF ve Türkiye Macerası
FATMA ACAR ÜNLÜ
IMF ve Türkiye Macerası
Mücahitlikten 'Müsaitliğe' Giden Yol
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
Mücahitlikten 'Müsaitliğe' Giden Yol
Değer Yaşamak
Prof. Dr. Ahmet İNAM
Değer Yaşamak
Çok Okunan Haberler
Başkan Altay: “Konya'mızda Gelişen Raylı Sistem Ağlarımızda Erişilebilirliği Artırmak Adına Önemli Bir Transfer Merkezi Oluşturuyoruz
Başkan Altay: “Konya'mızda Gelişen Raylı Sistem Ağlarımızda Erişilebilirliği...
Başkan Altay: “1 Milyon 800 Bin Çiçeği Toprakla Buluşturuyor, Konya'mızın Görsel Zenginliğini Artırıyoruz
Başkan Altay: “1 Milyon 800 Bin Çiçeği Toprakla Buluşturuyor, Konya'mızın...
Başkan Altay: “Genç Seyyah Projemizle Bu Yıl 25 Bin 920 Öğrencimizi İstanbul'un Tarihi Atmosferiyle Buluşturduk
Başkan Altay: “Genç Seyyah Projemizle Bu Yıl 25 Bin 920 Öğrencimizi...
Ana Sayfa
Asayiş
Spor
Gündem
Siyaset
Ekonomi
Dünya
Eğitim
Magazin
Politika
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Yerel Haberler
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
Namaz Vakitleri
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Gündem
  • Kültür-Sanat
  • Magazin
  • Politika
  • Sağlık
  • Spor
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Yerel Haberler
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler
  • Namaz Vakitleri

  • Rss
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim

Konya Haber - Afyon haber