• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • Asayiş
  • Spor
  • Gündem
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Eğitim
  • Magazin Politika
  • Ara
SON DAKİKA:
14:15
Cedit, çevre düzenlemesi ile son şeklini alıyor
14:15
Gediz Havzası'nda kirlilik artıyor
14:15
Buca'da Atatürk hayranı bir İspanyol
14:15
Kuyuya düşen kuzuya itfaiyeden nefes kesen kurtarma
14:15
İzmirliler İZKİTAP'a akın etti
13:45
Büyükakın: 'Algı oyunlarınızla çocuklarımızın tertemiz bayramına gölge düşürmeyin'
13:45
İskeçeli gençler, dostluk maçı öncesi oksijen depoladı
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
  3. KOKUSUZ ve DİKENSİZ GÜLLER
27 Eylül 2023 - 23:50

KOKUSUZ ve DİKENSİZ GÜLLER

27 Eylül 2023 - 23:50
Yorumlar
TAKİP ETTAKİP ET
Dinle
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU

Yaşanmışlıkları, adanmışlıkları ve sanırım en çok da aldanmışlıkları nedeniyle yaşamın kıyısında ve hayatın sadece “ucundan” tutarak yaşıyor artık çağımız insanı. Açılmaktan, derinlere inmekten, sadakatini sunmaktan, vefadan nasiplenmekten ve her şeyden önemlisi de “gönlünde yer vermekten” ödü patlıyor artık.

Zira öyle bir çağ ki hissetmeye, akletmeye, fikretmeye, şükretmeye, söylemeye, dinlemeye , durmaya, durulmaya, görmeye, kavramaya, duymaya, dinlenmeye , olmaya, oldurmaya, olgunlaşmaya vaktimiz yok hiçbirimizin.

Her yaşanan ve şahit olunan olayla ruhu katledilen “samimiyet” kelimesinin sadece dilden dile dolaştığı, ilgilerin yapay ve sahici olmaktan uzak hale geldiği; zilletin tevazu, sünepeliğin ise tevekkül etiketi ile pazarlandığı, hemen herkesin hemen her şeyden şikâyetçi olduğu ama bu şikâyet furyasına rağmen kimsenin hiçbir şey yapmak için çaba göstermediği, her şeyin matematiksel bir algı içinde rakamlara esir edildiği ve eskilerin “kanaat” olarak adlandırdıkları kavramın yerinde yeller estiği puslu bir çağın göğsünden süt emmeye başladık hepimiz.

Hiçbir yerde, hiçbir meselede, hiçbir soruda konaklamıyoruz mesela artık.

Gelip geçecek şeylerin peşinde olduğumuz için kök salmıyor, toprakla ünsiyet kurmuyor, bir yere ait olmamak için didinip duruyoruz. Esen her rüzgâr, kopacak her fırtına, başımıza gelebilecek muhtemel bir musibet adına oradan oraya sürüklenmemek için elle tutulur gözle görülür bir tedbirimiz de yok.

Ne kendimizi tanımaya ne başkalarını tanımaya niyetimiz var. Hep istediğimizi alacak kadar temastayız, irtibatlıyız insanlarla. İşimiz bitince muhatabımızın kim olduğunu anımsamıyoruz bile. Ne kimsenin içimize taşınmasına izin veriyor, ne de biz kimsenin gönlüne sadakatle, samimiyetle girmeye teşebbüs ediyoruz. Yani hiçbir yerin yerlisi olamadığımız gibi, hiçbir insanın yakını, dostu, yâri, yareni de olamıyoruz. Çünkü yakınlıklarımız beklentiler üzerine kurulu, bizim sunduğumuz şartlara bağlı ve bu yüzden de bağlantılarımız güçsüz ve geçici. Samimiyetsiz, içsiz, içeriksiz ilgileniyoruz bizi ayakta tutacak her şeyle, her meseleyle, her soru ve sorunla.

Bu nedenle olsa gerek ki; eleştirmekten ve şikâyetçi olmaktan vazgeçip hayatımızda bir şeyleri iyiye doğru değiştirebilecek şeylere bir türlü teslim edemiyoruz kendimizi; dünden razıyız sanki bu dünya değirmeninde öğütülüp gitmeye, çözülüp dağılmaya, kapılıp sürüklenmeye.

Ama önümüzdeki bu görüntüye rağmen mezarlığa uğramamış, ölüm ve ayrılık acısını iliklerine kadar yaşamamış; otogar, havaalanı, garlardaki ayrılık ve buluşmalara tanıklık etmemiş; dua kanallarının ardına kadar açıldığı, acziyetin doruklara çıktığı ameliyathanelerin, yoğun bakım kapılarının önündeki çaresiz bekleyişi görmemiş; açlık çekmemiş, yoklukla buluşmamış, ihanet nedir yaşamamış; yarı yolda bırakılmamış; yani lafın kısası “acıyı tatmamış”ve hayatın “anlam haritası”nda sadece birkaç kelime ezberlemeyi başarmış insanlar, bugün Google’dan aşırdıkları malumat kırıntıları ile bilgelik peşindeler veya popüler kitaplardan hayatın anlamını arıyor, kendilerince buluyor ve bu bulduklarını parlatarak zihnimizden aşağı boca ediyorlar.

İnsanı, ulaştığı her tatminle yeni bir arzunun tohumunu yeşerten nefsiyle yaratan ve nefsin , ebediyen doyurulamaz arzusunun sonu olmadığını belirten kelamın, kalemin ve ilhamın sahibi insanın yaşadığı çağı şahit kılıp bizatihi üzerine yemin edip, “insan ziyandadır” dese de; tarih kitapları cahiliye döneminde insanların hamurdan putlar yapıp taptıklarını, acıktıklarında da bu putları yediklerini yazar.

Bence bugün yaşadığımız şey tam da anlatılan bu tarihin makus tekerrürü, zira biz de sahte ilişkilerden, hamasi sözlerden, değersizleştirilen değerlerden, gösterişli yalanlardan ve küçük menfaatlerden putlar yapıyor, en ufak açlık hissinde bunları yiyoruz.

Amellerin görüntülerle süslendiği, riyâ, kibir ve inkârın her tarafı kapladığı; özlerin efsunlu sözcüklerle kirletildiği, zamanın bereketsizleştiği, bilgiden çok bilginin şehvetinin arandığı bir zaman diliminde ruhlarımız bu yüzden avuçlarımızda bir hüzün yumağı gibi.

Peki, neden bu haldeyiz ve anlam haritalarımızı neden ısrarla bizzat kendimiz yok ediyoruz?

Bence kederlerden arıtılmış bir dünyanın hayali içinde öteler için yaratılan cennetin rahatını burda “peşin” olarak aradığımız için.

Bu yüzden olsa gerek ki, 'alîm' olanın açlık ve meşakkatin içine sakladığı ilmi, tokluk ve rahatın koynunda, 'muîz' olanın tâat ve ibadetin içine sakladığı izzeti, makam ve mevkide; 'ganî' olanın, kanaatin içine sarıp sarmaladığı zenginliği, mal yığıp biriktirmekte arıyoruz!

Hayatın getirdiklerini yaşamak yerine, kendine yaşayacak bir hayat kurgulama arzusu içindeki insanın kendisini üzecek, kıracak, ağlatacak, acıtacak şeylerden kaçmasının altında da bence bu sebep yatıyor.

Evet, yazının başından beri anlattığım kelimeler dizisinden de anlaşılacağı üzere hiçbir bedel ödemeden, sadece ödenecek bedelin tellalığını yapan günümüz insanı “gül” olmak istiyor.

Ama herkesin işaret edeceği, bakıp hayran kalacağı, dönüp bir daha bakacağı, gittiği her yerde anlatacağı, güzelliğinin dilden dile dolaşacağı bir gül.

Üstelik bu gül dikensiz ve ne garip ki “kokusuz”.

Dikensiz; çünkü insanımız gülü yaratan kudretin o güzelliğe ulaşmak için dikene razı olmamız gerektiği dersini okuyamamış.

Kokusuz çünkü kokunun gülün acıyarak, kanayarak ödediği bir bedel olduğunu marifet gözüyle okuyamıyor.

"Tez kızaran güllerden kendini sakın" derdi ceddimiz.

"Çünkü çabuk açan gülün kokusu olmaz; kokuyu veren zaman ve acıdır" diye de eklerlerdi.

Kendini sadece eğlenme kodlayıp  tüketmeye odaklanmış, herkesin ganimet derdine düştüğü bir  dünyada; hayata bu gözle bakma yetisini yitiren insan, yaşamsal süreçteki anlam derinliğini kavrayabilir; kalbinin acıdıkça güzelleşeceğini; ruhunun acıdıkça derinleşeceğini, bedenin acıdıkça güçleneceğini fark edebilir mi?

Peki ya kalbini ve zihnini sadece “sahip olmaya” odaklamış; her bir şeyini ‘görünür’ kılma çabası içinde, elindeki sabır tesbihini kaldırıp atan günümüz insanı; insanlığın tekamül yolculuğunda Hz Adem (as)’in şeytanla, Hz Musa (as)’nın kendi evinden kovulmakla, Hz Hacer’in yalnızlıkla, Hz Yunus (as)’un bir balığın karnında kalmakla, Hz Asiye’nin Firavunla, Hz Yusuf (as)’un kardeşleriyle, Hz İbrahim (as)’in oğluyla, Hz Lut (as)’un sapıklarla, Hz Nuh (as)’un onunla alay edenlerle, Alemlere rahmet olanın ise sevdiklerinin firakı ile başlayan; toplumsal vicdanda kazanan ve insanlık tarihine yön veren bu güzidelerin olgunlaşma sürecinin içinde sözünü ettiğim güzelleşmenin, derinliğin ve güçlenmenin kodlarını görebilir; onların çektiği acıların, döktüğü gözyaşlarının, katlandıkları eziyetlerin meyvesi olan İslam’ın kokusunu bugün alabilir mi?

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • LAİKLİK - 25 Şubat 2024
  • ANKEBUT - 14 Ocak 2024
  • TEKNOLOJİK ESARETİMİZ - 13 Ağustos 2023
  • KALBİMİZ BAŞKA SÖYLÜYOR AKLIMIZ BAŞKA - 11 Haziran 2023
  • Dava Kendini Doğurma Davası - 05 Mayıs 2023
  • TUTUNDUĞUMUZ DAL KURUMUŞ DEĞİL - 21 Mart 2023
  • PEKİ YA AHLÂKİ DEPREM? - 14 Şubat 2023
  • DİN(İ)DAR - 09 Ocak 2023
  • KELİMELERİN GÜCÜ AŞKINA - 21 Aralık 2022
  • ÇAĞIN MOTTOSU - 18 Kasım 2022
  • KALEMLER EMANETTİR - 30 Ekim 2022
  • HAYATTAN SONRASININ ADINI KOYMAK - 06 Ekim 2022
  • TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ - 11 Eylül 2022
  • KENDİNİ TUTABİLMEK - 26 Ağustos 2022
  • KALP İŞÇİLİĞİ - 23 Temmuz 2022
  • MADIMAK SİZİN NEYİNİZ OLUR? - 03 Temmuz 2022
  • SEVDİĞİNE BENZEYECEKSİN! - 22 Haziran 2022
  • GELİN BAYRAM OLALIM - 30 Nisan 2022
  • ORUÇ BİZİ TUTSUN - 03 Nisan 2022
  • KENDİMİZE TUTUNMAK - 02 Mart 2022
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
Köşe Yazarları
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
LAİKLİK
NARSİSTLERLE BAŞ ETME YOLU !
MUSTAFA ÇAVDAR
NARSİSTLERLE BAŞ ETME YOLU !
İSTİFA EDEN İŞÇİNİN HAKLARI NELERDİR ?
AV. İSMET İRİŞ
İSTİFA EDEN İŞÇİNİN HAKLARI NELERDİR ?
IMF ve Türkiye Macerası
FATMA ACAR ÜNLÜ
IMF ve Türkiye Macerası
Mücahitlikten 'Müsaitliğe' Giden Yol
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
Mücahitlikten 'Müsaitliğe' Giden Yol
Değer Yaşamak
Prof. Dr. Ahmet İNAM
Değer Yaşamak
Çok Okunan Haberler
Başkan Topaloğlu'ndan TKB'ye ziyaret
Başkan Topaloğlu'ndan TKB'ye ziyaret
Bornova'da tekstil mühendislerinden güçlü mesaj
Bornova'da tekstil mühendislerinden güçlü mesaj
Kartepe Tramvay Hattı'nda duraklar ortaya çıktı
Kartepe Tramvay Hattı'nda duraklar ortaya çıktı
Ana Sayfa
Asayiş
Spor
Gündem
Siyaset
Ekonomi
Dünya
Eğitim
Magazin
Politika
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Yerel Haberler
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
Namaz Vakitleri
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Gündem
  • Kültür-Sanat
  • Magazin
  • Politika
  • Sağlık
  • Spor
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Yerel Haberler
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler
  • Namaz Vakitleri

  • Rss
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim

Konya Haber - Afyon haber