• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • Asayiş
  • Spor
  • Gündem
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Dünya
  • Eğitim
  • Magazin Politika
  • Ara
SON DAKİKA:
14:15
Cedit, çevre düzenlemesi ile son şeklini alıyor
14:15
Gediz Havzası'nda kirlilik artıyor
14:15
Buca'da Atatürk hayranı bir İspanyol
14:15
Kuyuya düşen kuzuya itfaiyeden nefes kesen kurtarma
14:15
İzmirliler İZKİTAP'a akın etti
13:45
Büyükakın: 'Algı oyunlarınızla çocuklarımızın tertemiz bayramına gölge düşürmeyin'
13:45
İskeçeli gençler, dostluk maçı öncesi oksijen depoladı
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
  3. PEKİ YA AHLÂKİ DEPREM?
14 Şubat 2023 - 22:38

PEKİ YA AHLÂKİ DEPREM?

14 Şubat 2023 - 22:38
Yorumlar
TAKİP ETTAKİP ET
Dinle
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU

Biyolojik saatlerimizin bir gün duracağına iman etmiş bir coğrafyanın hikmet kokan dinamikleri ile sonsuzluk alemine kurulmuş bir randevumuz olduğunun farkındayız.

Ard arda verdiği ikazları ile Kahmaranmaraş merkezli ard arda yaşadığımı iki deprem gerçeği ise bu farkındalığı; zengin ile fakiri eşitleyen, varlık ile yokluğu sıfırlayan, yaşam ve varoluşa dair tüm kaygıları ciddi bir muhasebeye tabi tutan tokatlarını sol yanımıza bu kez çok şiddetle vurdu.

Ancak ta çağlar ötesinden zamanın plastik kokulu nefeslerine haykırıyor ya Hz Ömer (ra);

"İkaz etmiyor isek bizde, duyduğunuz halde yapmıyor iseniz sizde hayır yoktur."

Biz, kalem ve kelam ehli olarak üzerimize düşeni yapalım;

Deprem, elbet ki dünya denen dertler kitabının sahifelerine ilahi bir kalem ile yazılmış cebri bir kaderdir. Lakin bugün yaşanan çaresizlik, kağıt gibi yıkılan binalar, arşa yükselen ağıtlar, yarım kalan onca hikaye; bilinmelidir ki deneyimsizliğimizin, aymazlığımızın, liyakatsizliğimizin, organize olamayaşımızın, basiret ve ferasetliğimizin kaderidir.

Göçük altında can verenleri şehadet ile müjdeleyen nebevî ikaz bir nebze olsun yüreklerimize su serpse de, ihmaller zinciri ile beslenen bu beşeri kader, geride kalanların boynunu bükük, ömrünü yarım bırakarak biliyoruz ki yaşama dair umut kalemini son nefesine kadar kıracaktır.

Evet, defalarca yazdım ve sanki son nefesime kadar da yazmaya devam edeceğim;

Bizim toplum olarak en büyük sorunumuz ahlâk.

Hayır hayır, ataerkil bir düşünce yapısının beslediği cinsiyetçi bir bakış açısı ile kadınlara özgü kıldığımız ahlâk kavramından söz etmiyorum.

Zira ahlâk dediğimiz; bizi insan kılan, inşa ve ihya eden değerler bütünü, benim cephemde "sadık kalmak" demek.

Yani; Özüne sadakat. Seni yokluk aleminden varlık âlemine taşıyan kudretin senin varlığına beslediği ümide ve sana kodladığı değerlere sadakat. Tuttuğun ele, dokunduğun omuza, çıktığın yola, verdiğin söze, yaptığın işe, ettiğin yemine, gülümsettiğin yüze sadakat.

Dolayısıyla sorun dil,din, ırk,renk, düşünce,fikir ve ideoloji gözetmeksizin artık hemen her kesime bulaşan ahlâki zaaflarımız ile yüzleşme sorunudur.

Kaldı ki; felaket ve musibetler başımıza ilk defa gelmiyor. İnsan, dünya gurbetine geldiği günden bu yana imtihan vardı. Olmaya da devam edecek. Lakin biz farkında iseniz imtihanın varlığı ve dahi ağırlığını özümüze ihanet ettikçe daha çok hissetmeye başladık.

Emin olun ki; biz kendi özümüze yaklaştıkça, bugün aşılamaz sandığımız tüm sorunları kolaylıkla çözebilecek güç, dirayet, inanç ve dinamiğe sahip bir toplumuz. Tarihimiz bunun binlerce örneği ile dolu. Yeter ki, ateşin imanı yakmadığını yürek ülkesine de kabul ettiren kadim bir anlayışı, yaşamlarımızda iktidar kılalım.

O gün göreceksiniz ki,

İblisin tebessümlerini süsleyen her ihmal, her haksızlık, her adaletsizlik, her liyakatsizlik, her yanlış; ilahi adaletin duvarına çarparak dökülen yaşların, yakılan yüreklerin, katledilen canların, yarım kalan hikayelerin, söndürülen hayallerin hesabını soracak ve gönül coğrafyalarımız hak ettiği o selam ve esenlik yurduna ev sahipliği yapacaktır.

Ayrıca hepimiz biliyoruz ki;

Bu ülkede deprem ilk defa olmuyor. Afad ve Kandilli Rasathanesi verilerine bakıldığında günde ortalama 600 depremin yaşandığı bir coğrafyanın üzerinde yaşıyoruz.

Ama hissetmediğimiz için "yok" sayıyoruz. Tıpkı duygularımıza hitap etmeyen bilgileri "yok" saydığımız ve duygusal bir hezeyan içinde hakikatin üzerinde kendi doğru sandıklarımızı bina ettiğimiz gibi.

Bundan olsa gerek, bu tür durumlarda sadece duygulara hitap eden lirizme sarılıp, zaten azami derecede duygusal hasar yaşayan bir toplumu daha beter bir şekilde karamsarlığa itiyoruz.

Bundan olsa gerek, ağız dolusu Allah dediği halde 100 liralık battaniyeyi 3 veya 5 katına, 5 liralık ekmeği 15 liraya satan İdris libaslı iblisler aramızda cirit atıyor.

Bundan olsa gerek, henüz binlerce ceset soğumamış iken binasında meydana gelen derin çatlakları, sıva ile örten vicdan yetimleri hala yürek terimizden besleniyor.

Çünkü ahlâk kavramını, şehadet kelimesi ile verilen "bedava bir yazılım” gibi görüyoruz. Ahlâkın kaynağının din değil "bilinç" olduğu, bilginin ise eylemin kaynağı olduğu gerçeği ilgi alanımıza dahi girmiyor.

Peki çözüm ne?

Emin olun ki;

Okullarda akademik zekâya yüklenip her ferdi kapitalist bir zihinle devlet memuru yapma sevdamızdan vazgeçip, ahlâki zekâyı besleyecek ve bizim kültürümüzden feyz alacak müfredata yönelmedikçe,

Okul müfredatlarına; "vicdan eğitimi" adına, bizi biz yapan dinamiklerden beslenmiş bir eğitim sürecini iyiyi ve iyiliği “ortak iktidar”yapmak adına kodlamadıkça,

Bu mümbit coğrafya içinde, bizden gibi görünen ayrık otlarını kökünden söküp atmadıkça,

Deprem gerçeğini kabul edip her felakette ağıtlar yakarak yüreklere ateş düşürmek yerine, ülkenin her karışında inşa edilen binaları, verilen ruhsatları, açılan imarları tavizsiz bir denetime tabi tutacak insaf, vicdan ve ahlâk sahibi zihinleri bir araya getirmedikçe,

Sadakat yerine liyakati beslemedikçe,

Adalet denen iki tarafı keskin kılıcı amasız bir algı ile yeniden bilemedikçe,

Yarınlar bugünden daha iyi, daha huzurlu, daha müreffeh, daha sağlıklı olmayacaktır.

Vakit merhamet vakti

Kabul edelim ki,

Hem göğsünden hikmet emdiğimiz, yüzlerce medeniyete annelik eden dünyanın en büyük açık hava kütüphanesi konumundaki kadim Anadolu Medeniyeti, hem de ruh köklerimizin yeşerdiği iman toprağı bize 'canın' yaratan kudret tarafından aziz kılındığını ve tüm kutsalların bu azizliğe hizmet için var olduğunu fısıldıyor.

İlahi beyan ise, bir can kurtaranın tüm alemleri kurtarmış gibi olduğunu belirterek ve bir cana kıyanın ise tüm alemleri yok etmekle eşdeğer olacağını fısıldayarak bu tespiti tasdik ediyor.

Hatta durum o kadar nezih bir hâl alıyor ki, muhatabının manevi şahsına suikast olarak değerlendirilen gıybet dahi, 'kardeşinin etini yemek' olarak lanse ediliyor.

Tüm bunlar da bizi; 'canı' aziz bilmeyen, tüm kutsallar sırasında onu ilk sıraya almayan, kutsallık gömleği giydirdiği tüm kavram ve süreçleri bu kutsala hizmet için kullanmayan kişi,fikir, ideoloji, düşünce ve yönetimlerin uzun süreli başarılı olamayacağı, hatta ayakta kalamayacağı gerçeği ile yüzleştiriyor.

Bunları alt alta topladığınızda ise ortaya 'merhamet' denen o efsunlu sözcük, tüm yaraları pansuman eden gücü ile ortaya çıkıyor.

Benim kainatın mayası olarak okuduğum ve toplumu toplum yapan bu sözcüğün, sadece kendinden olana değil, asıl 'kendinden olmayana' gösterildiği zaman asıl hüviyetine kavuştuğunu ise, kalem ve kelam ehli haykırıyor.

İman toprağındaki vicdan ağacını diri tutan bu sihirli kelime, asıl hüviyetine kavuştuğu zaman ise; ortaya bir başkası yaşayabilsin diye ölebilen; bizim cephemizde toprak altındaki diriler, ilahi beyan tarafından ise ölümsüzlük olarak kodlanan 'şehadet' kavramını doğuruyor.

Dolayısıyla cana hizmet eden, canı aziz bilen, canı kurtarmak için çabalayan, cana pansuman olan herkes ama farkındalıkla ama farkında olmadan bu yüce mertebe ile müjdeleniyor.

Durum bu olunca da, yüreklerimize ateş düşen ve sol yanımızı tarumar eden şu makus süreçte gecesini gündüz edip bir canı daha yaşama bağlamak için çabalayan herkesin yüreğinden öpmek ben gibi acizlerin üzerine farz oluyor.

Sizi bilmiyorum, lakin yarım asırlık ömrümde gülistan olmak bana nasip olmadı.

Ama kimbilir, bu gülistana olan muhabbetimiz sayesinde belki bize de bir parça gül kokusu nasip olur!

Yardımseverlik var iken vermek değildir

Yoksul bıraktığını muhtaç olmakla zengini ise infak edip etmediğini kontrol amaçlı sınayan ilahi kudret, mülkün bir deveran halinde dolaşacağını ama asıl sahibin kendisi olduğunu haykırıyor.

Başımızdan aşağı din boca eden bezirganlar, ısrarla salat kavramını namaz olarak zikretse de salat kavramı yardımlaşma, verme, dayanışma, infak kavramları ile eşdeğerdir ve ilahi hitap, ısrarla ama ısrarla yoksul ile zengin arasındaki uçurumun kapatılması gerektiğine, asıl cennetin bu dünyada inşa edilmesi için çaba gösterenlerin kurtuluşa ereceğine atıf yapar.

Bu realiteyi alıp günümüze ve özellikle de yaşadığımız şu felakete kodlarsak;

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • LAİKLİK - 25 Şubat 2024
  • ANKEBUT - 14 Ocak 2024
  • KOKUSUZ ve DİKENSİZ GÜLLER - 27 Eylül 2023
  • TEKNOLOJİK ESARETİMİZ - 13 Ağustos 2023
  • KALBİMİZ BAŞKA SÖYLÜYOR AKLIMIZ BAŞKA - 11 Haziran 2023
  • Dava Kendini Doğurma Davası - 05 Mayıs 2023
  • TUTUNDUĞUMUZ DAL KURUMUŞ DEĞİL - 21 Mart 2023
  • DİN(İ)DAR - 09 Ocak 2023
  • KELİMELERİN GÜCÜ AŞKINA - 21 Aralık 2022
  • ÇAĞIN MOTTOSU - 18 Kasım 2022
  • KALEMLER EMANETTİR - 30 Ekim 2022
  • HAYATTAN SONRASININ ADINI KOYMAK - 06 Ekim 2022
  • TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ - 11 Eylül 2022
  • KENDİNİ TUTABİLMEK - 26 Ağustos 2022
  • KALP İŞÇİLİĞİ - 23 Temmuz 2022
  • MADIMAK SİZİN NEYİNİZ OLUR? - 03 Temmuz 2022
  • SEVDİĞİNE BENZEYECEKSİN! - 22 Haziran 2022
  • GELİN BAYRAM OLALIM - 30 Nisan 2022
  • ORUÇ BİZİ TUTSUN - 03 Nisan 2022
  • KENDİMİZE TUTUNMAK - 02 Mart 2022
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
Köşe Yazarları
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
LAİKLİK
NARSİSTLERLE BAŞ ETME YOLU !
MUSTAFA ÇAVDAR
NARSİSTLERLE BAŞ ETME YOLU !
İSTİFA EDEN İŞÇİNİN HAKLARI NELERDİR ?
AV. İSMET İRİŞ
İSTİFA EDEN İŞÇİNİN HAKLARI NELERDİR ?
IMF ve Türkiye Macerası
FATMA ACAR ÜNLÜ
IMF ve Türkiye Macerası
Mücahitlikten 'Müsaitliğe' Giden Yol
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR
Mücahitlikten 'Müsaitliğe' Giden Yol
Değer Yaşamak
Prof. Dr. Ahmet İNAM
Değer Yaşamak
Çok Okunan Haberler
Başkan Topaloğlu'ndan TKB'ye ziyaret
Başkan Topaloğlu'ndan TKB'ye ziyaret
Bornova'da tekstil mühendislerinden güçlü mesaj
Bornova'da tekstil mühendislerinden güçlü mesaj
Kartepe Tramvay Hattı'nda duraklar ortaya çıktı
Kartepe Tramvay Hattı'nda duraklar ortaya çıktı
Ana Sayfa
Asayiş
Spor
Gündem
Siyaset
Ekonomi
Dünya
Eğitim
Magazin
Politika
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Yerel Haberler
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Hava Durumu
Gazete Manşetleri
Nöbetci Eczaneler
Namaz Vakitleri
  • Dünya
  • Ekonomi
  • Gündem
  • Kültür-Sanat
  • Magazin
  • Politika
  • Sağlık
  • Spor
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Yerel Haberler
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Hava Durumu
  • Gazete Manşetleri
  • Nöbetci Eczaneler
  • Namaz Vakitleri

  • Rss
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim

Konya Haber - Afyon haber